ondan okuyabilir ve gıda gibi her zaman ihtiyaç tekerrür ettiği gibi, o da mütalaasını tekrar eder.
Said Nursî
Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan; elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten Lilalemîn Zatın mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir. Eğer aşsa ve taşsa, o şefkat elbette merhamet ve şefkat değildir, belki dalalete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı rûhî ve bir sakam-ı kalbîdir. Mesela, kafir ve münafıkların Cehennemde yanmalarını ve azap ve cihad gibi hadiseleri kendi şefkatine sığıştıramamak ve tevile sapmak, Kur’an’ın ve edyan-ı semaviyenin bir kısm-ı azîmini inkar ve tekzib olduğu gibi, bir zulm-ü azîm ve gayet derecede bir merhametsizliktir. Çünkü, masum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkarane şefkat etmek, o bîçare hayvanlara şedid bir gadr ve vahşî bir vicdansızlıktır. Ve binler Müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden ve yüzer ehl-i îmanı sû-i akıbete ve müthiş günahlara sevk eden adamlara şefkatkarane taraftar olmak ve merhametkarane cezadan kurtulmalarına dua etmek; elbette o dua, o mazlûm ehl-i îmana dehşetli bir merhametsizliktir ve şenî bir gadirdir. Risale-i Nur’da katiyetle ispat edilmiş ki; küfür ve dalalet, kainata büyük bir tahkir ve mevcudata bir zulm-ü azîmdir ve rahmetin ref’ine ve afatın nüzûlüne vesîledir. Hatta deniz dibinde balıklar, canilerden şekva ederler ki; "İstirahatimizin selbine sebep oldular" diye rivayet-i sahîha vardır. O halde, kafirin ve münafığın azap çekmesine acıyıp şefkat eden adamlar, şefkate layık hadsiz masumlara acımıyorlar.
Risale-i Nur, hakaik-ı İslamiyeye dair ihtiyaçlara kafi geliyor; başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Katî ve Çok tecrübelerle anlaşılmış ki, îmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolayı, Risale-i Nur’dadır. Evet, on beş sene yerine on beş haftada, Risale-i Nur, o yolu kestirir, îman-ı tahkîkîye îsal eder. Bu fakir kardeşiniz, yirmi sene evvel kesret-i mütalaa ile bazan bir günde bir cild kitabı anlayarak mütalaa ederken, yirmi seneye yakındır ki, Kur’an ve Kur’an’dan gelen Risale-i Nur bana kafi geliyordu; bir tek kitaba muhtaç olmadım, başka kitapları da yanımda bulundurmadım. Risale-i Nur, çok mütenevvi hakaika dair olduğu halde, telifi zamanında yirmi seneden beri ben muhtaç olmadım; elbette siz, yirmi derece daha ziyade muhtaç olmamak lazım gelir. Hem madem ben sizlere kanaat ettim ve ediyorum, başkalara bakmıyorum ve meşgul olmuyorum. Siz dahi, Risale-i Nur’a kanaat etmeniz lazımdır; belki bu zamanda elzemdir!