Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

Birinci Esas : Ehl-i îmanın me’yusiyetine karşı, istikbalde bir nur var diye müjde verdiğidir. Bir hiss-i kable’i-vukù ile Risale-i Nur’un istikbalde,. dehşetli bir zamanda, çok ehl-i îmanın îmanlarını takviye edip kurtarmasını hissedip, o adese ile hürriyet inkılabındaki siyaset dairelerine bakmış; tabirsiz, tevilsiz tatbike çalışmış, siyaset ve kuvvet ve kemmiyet noktasında zannetmiş; doğru hissetmiş, fakat tam doğru diyememiş.
İkinci Esas : Eski Said, bazı siyasî insanlar ve harika ediblerin hissettikleri gibi, çok dehşetli bir istibdadı hissedip, ona (istibdada) karşı cephe almışlardı. O hiss-i kable’i-vukù, tabir ve tevîle muhtaç iken, bilmeyerek resmî, zaif ve ismî bir istibdat görüp, o siyasî ve dahî edibler ona karşı hücum gösteriyorlardı. Halbuki, onlara dahşet veren bir zaman sonra gelecek olan istibdatların zaif bir gölgesini, asıl zannederek öyle davranmışlar, öyle beyan etmişler. Maksat doğru, fakat hedef hata. İşte Eski Said de, eski zamanda, böyle acîb bir istibdadı hissetmiş; bazı asarında ona hücum ile beyanatı var. O müthiş istibdad-ı acîbeye karşı meşrûta-i meşrûayı bir vasıta-i necat görüyordu. Ve "hürriyet-i Şer’iye, Kur’an’ın ahkamı dairesindeki meşveretle, o müthiş musîbeti defeder" diye düşünüp öyle çalışmış...
Hem Münazarat Risalesi’nin rûhu ve esası hükmünde olan hatimesindeki Medresetü’z-Zehra’nın hakîkati ise, istikbalde çıkacak olan Risale-i Nur medresesine bir zemin ihzar etmek idi ki; bilmediği halde ihtiyarsız olarak ona sevk olunuyordu. Bir hiss-i kable’i-vukù ile o nûranî hakîkati maddî sûretinde arıyordu. Sonra, o hakîkatin maddî ciheti dahi vücuda gelmeye başladı. Sultan Reşad (merhum), on dokuz bin altın lirayı, Van’da temeli atılan o Medresetü’z-Zehra’ya verdi. Temel atıldı, fakat sabık Harb-i Umûmi çıktı, geri kaldı. Beş-altı sene sonra Ankara’ya gittim, yine o hakîkate çalıştım. İki yüz mebustan yüz altmış üç mebusun imzalarıyla, o medresemize yüz elli bin banknot iblağ ederek, o tahsisat kabul edildi. Fakat, binler teessüf, medreseler kapandı, o hakîkat geri kaldı. Fakat, Cenab-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, o medresenin manevî hüviyeti Isparta vilayetinde tesis edildi. Risale-i Nur’u tecessüm ettirdi. İnşaallah istikbalde, Risale-i Nur şakirtleri, o alî hakîkatin maddî sûretini de tesis etmeye muvaffak olacaklar...
Said Nursî
• • •

Risale-i Nur’un yüksek, kıymettar hizmet-i îmaniyesi onlara kafi olarak kanaat veriyordu. O şakirtlerin gayet keskin kalb basîreti şöyle bir hakîkati anlamış ki:
Risale-i Nur ile hizmet ise, îmanı kurtarıyor; tarîkat ve şeyhlik ise, velayet mertebeleri kazandırıyor. Bir adamın îmancnı kurtarmak ise, o mü’mini velayet