Bu seneki Ramazan-ı Şerif, hem alem-i İslam için, hem Risale-i Nur şakirtleri için gayet ehemmiyetli ve pekçok kıymetlidir. Risale-i Nur şakirtlerinin "iştirak-i a’mal-i uhreviye" düstur-u esasiyeleri sırrınca, herbirisinin kazandığı miktar -kardeşlerine aynı miktar-defter-i a’maline geçmesi, o düsturun ve rahmet-i İlahiyenin muktezası olmak haysiyetiyle, Risale-i Nur’un dairesine sıdk ve ihlas ile girenlerin kazançları pek azîm ve küllîdir; herbiri binler hisse alır. İnşaallah, emval-i dünyeviyenin iştiraki gibi inkısam ve tecezzî etmeden, herbirisinin defter-i ameline aynı geçmesi; bir adamın getirdiği bir lamba, binler ayinelerin herbisine, aynı lamba inkısam etmeden girmesi gibidir. Demek, Risale-i Nur’un sadık şakirtlerinden birisi, Leyle-i Kadir’in hakîkatini ve Ramazan’ın yüksek mertebesini kazansa, umum hakîki sadık şakirtler sahip ve hissedar olmak, vüs’at-i rahmet-i İlahiyeden çok kuvvetli ümitvarız.
Said Nursî
Birinci Mesele: Kardeşlerimizden birisinin namaz tesbihatında tekasül göstermesine binaen dedim:
Namazdan sonraki tesbihatlar, tarîkat-i Muhammediyedir (a.s.m.) ve velayet-i Ahmediyenin (a.s.m.) evradıdır; o noktadan ehemmiyeti büyüktür.
Sonra, bu kelimenin hakîkati böyle inkişaf etti:
Nasıl ki, risalete inkılap eden velayet-i Ahmediye (a.s.m.) bütün velayetlerin fevkındedir; öyle de, o velayetin tarikati ve o velayet-i kübranın evrad-ı mahsûsası olan namazın akabindeki tesbihat, o derece sair tarikatlerin ve evradların fevkındedir. Bu sır dahi şöyle inkişaf etti ki:
Nasıl zikir dairesinde bir mecliste veyahut hatme-i Nakşîyede bir mescidde birbiriyle alakadar heyet-i mecmuada nûranî bir vaziyet hissediliyor. Kalbi hüşyar bir zat, namazdan sonra
,
deyip tesbihi çekerken, o daire-i zikrinreisi olan Zat-ı Ahmediye Aleyhissalatü Vesselamın muvacehesinde, yüz milyon, tesbih elinde, çektiklerini manen hisseder; o azamet ve ulviyetle