Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

Hem, nasıl ki bir cazibedar sefihane ve sarhoşane şaşaalı bir eğlence bulunsa, çocuklar ve serseriler gibi büyük makamlarda bulunan insanlar ve mestûre hanımlar dahi o cazibeye kapılıp hakîki vazifelerini tatil ederek iştirak ediyorlar; öyle de, bu asırda hayat-ı insaniye, husûsan hayat-ı içtimaiyesi, öyle dehşetli fakat cazibeli ve elîm fakat meraklı bir vaziyet almış ki, insanın ulvî latîfelerini ve kalb ve aklını nefs-i emmarenin arkasına düşürüp, pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor.
Evet, hayat-ı dünyeviyenin muhafazası için, zarûret derecesinde olmak şartıyla, bazı umûr-u uhreviyeye muvakkaten tercih edilmesine ruhsat-ı şer’iye var; fakat yalnız bir ihtiyaca binaen, helakete sebebiyet vermeyen bir zarara göre tercih edilmez, ruhsat yoktur. Halbuki bu asır, o damar-ı insanîyi o derece şırınga etmiş ki; küçük bir ihtiyaç ve adi bir zarar-ı dünyevî yüzünden, elmas gibi umûr-u dîniyeyi terk eder.
Evet, insaniyetin yaşamak damarı ve hıfz-ı hayat cihazı, bu asırda israfat ile ve iktisatsızlık ve kanaatsızlık ve hırs yüzünden berekatın kalkmasıyla ve fakr u zarûret, maîşet ziyadeleşmesiyle, o derece o damar yaralanmış ve şerait-i hayatın ağırlaşmasıyla o derece zedelenmiş ve mütemadiyen ehl-i dalalet nazar-ı dikkati şu fanî hayata celb ede ede o derece nazar-ı dikkati kendine celb etmiş ki; edna bir hacat-ı hayatiyeyi, büyük bir mesele-i dîniyeye tercih ettiriyor. Bu acîb asrın bu acîb hastalığına ve dehşetli marazına karşı Kur’an-ı Mu’cizü’i-Beyanın tiryakmisal ilaçlarının naşiri olan Risale-i Nur dayanabilir ve onun metîn, sarsılmaz, sebatkar, halis, sadık fedakar şakirtleri mukavemet edebilir. Öyle ise, her şeyden evvel onun dairesine girmeli, sadakatle, tam metanetle ve ciddî ihlas ve tam îtimadla ile ona yapışmak lazım ki; o acîb hastalığın tesirinden kurtulsun.
Said Nursî


Hafız Ali’nin, kendi Üstadı hakkında, benim haddimden pekçok ziyade isnad ettiği meziyet ve masumiyeti, onun masum lisanıyla hakkımda medih olarak değil, bir nevî dua olarak tasavvur ediyoruz.
Hem Hafız Ali’nin, Sav gibi yerler, karyeler ve Isparta, bir medrese-i Nuriye hükmüne geçmesi ve Risale-i Nur’un sadık şakirtleri harikulade olarak günden güne yükselmeleri ve tenevvür etmeleri bizleri, belki Anadolu’yu, belki alem-i İslamı mesrur ve müferrah eden bir hakîkatli haber telakkî ediyoruz.
Ahirdeki, "Muhbir-i Sadıkın haber verdiği gibí, manevî fütûhat yapmak ve zulümatı dağıtmak zaman ve zemini hemen hemen gelmektedir" diyen fıkrasına,