Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

bütün rûh u canımızla rahmet-i İlahiyeden dua ile niyaz ediyoruz, temennî ediyoruz. Fakat, biz Risale-i Nur Şakirtleri ise; vazifemiz hizmettir, vazife-i İlahiyeye karışmamak ve hizmetimizi onun vazifesine bina etmekle bir nevî tecrübe yapmamakla beraber, kemmiyete değil, keyfiyete bakmak; hem çoktan beri sukùt-u ahlaka ve hayat-ı dünyeviyeyi her cihetle hayat-ı uhreviyeye tercih ettirmeye sevk eden dehşetli esbab altında Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkanın ve dalaletin savletlerini kırması ve yüz binler bîçarelerin îmanlarını kurtarması; ve biri, yüze ve bine mukabil, yüzer ve binder hakîki mü’min talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sadıkın ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuat ile ispat etmiş ve ediyor. Ve inşaallah, hiçbir kuvvet Anadolu sînesinden onu çıkaramaz. Ta ahirzamanda, hayatın geniş dairesinin asıl sahipleri yani Mehdî ve şakirtleri Cenab-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir; bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.
Said Nursî


Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Evvelce hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye tercih etmeye dair yazılan iki parçaya tetimmedir.
Bu acib asrın hayat-ı dünyeviyeyi ağırlaştırması ve yaşamak şeraitini ağırlaştırıp çoğaltması ve hacat-ı gayr-i zarûriyeyi görenekle tiryaki ve müptela etmekle hacat-ı zarûriye derecesine getirmesiyle, hayatı ve yaşamayı, herkesin her vakitte en büyük maksat ve gayesi yapmıştır. Onúnla hayat-ı dîniye ve ebediye ve uhreviyeye karşı ya sed çeker veya ikinci, üçüncü derecede bırakır. Bu hatanın cezası olarak öyle dehşetli tokat yedi ki, dünyayı başına Cehennem eyledi.
İşte bu dehşetli musibette, ehl-i diyanet dahi büyük bir vartaya düşüyorlar ve kısmen anlamıyorlar. Ezcümle: Gördüm ki, ehl-i diyanet, ehl-i takva bir kısım zatlar bizimle gayet ciddî alakadarlık peyda ettiler. O bir-iki zatta gördüm ki, diyaneti ister ve yapmasını sever; ta ki hayat-ı dünyeviyesinde muvaffak olabilsin, işi rast gelsin. Hatta, tarîkati keşf ve keramet için ister. Demek ahiret arzusunu ve dînî vezaifin uhrevî meyvelerini dünya hayatına bir dirsek, bir basamak gibi yapıyor. Bilmiyor ki saadet-i uhreviye gibi saadet-i dünyeviyeye dahi medar olan hakaik-ı dîniyenin fevaid-i dünyeviyesi, yalnız tercih edici ve teşvik edici derecesinde olabilir. Eğer illet derecesine çıksa ve o amel-i hayrın yapılmasındaki maksat o faide olsa, o ameli iptal eder; laakal ihlası kırılır, sevabı kaçar.