Tarihçe-i Hayat Dördüncü Kısım: Kastamonu Hayatı

adetlerince işaretler ederler. Öyle de, herbiri birer mu’cize-i sanat ve birer hârika-i hikmet olacak kadar sanath ve güzel yapılmasıyla, çok sevdiğin ve teşhirini istediğin sanat-ı Rabbâniyenin kemâl-i hüsnüne ve gàyet derecede güzelliğine işaret ve herbirisi, husûsan yavıular, gàyet nazdar, nâzenin bir sûrette beslenmeleriyle ve heveslerinin ve arzulannın tatmini cihetiyle, Senin inâyetinin gàyet şirin cemâline hadsiz işaretler ederler.
Ey Rahmânü’r-Rahîm! Ey Sâdıku’l-Va’di’l-Emîn! Ey Mâlik-i Yevmiddîn!
Senin Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmının tâlimiyle ve Kur’ân-ı Hakîminin irşâdıyla anladım ki: Mâdem kâinatın en müntehap neticesi hayattır; ve hayatın en müntéhap hulâsası nıhtur; ve zîrûhun en müntehap kısmı zîşuurdur; ve îışuurun en câmü insandır. Ve bütün kâinat ise, hayata musahhardır ve onun için çalışıyor; ve zîhayatlar zîruhlara musahhardır, onlar için dünyaya gönderiliyorlar; ve zîıuhlar insanlara musahhardır, onlara yardım ediyorlar. Ve insanlar fıtraten Halıkını pek ciddi severler; ve Halıklan onlan hem sever, hem Kendini onlara her vesîle ile sevdirir; ve insanın istidâdı ve cihazât-ı mâneviyesi, başka bir bâkî âleme ve ebedî bir hayata bakıyor; ve insanın kalbi ve şuunz bütün kuvvetiyle bekà istiyor; ve lisânı, hadsiz duâlanyla bekà için Hàlıkına yalvanyor. Elbette ve herhalde, o çok seven ve sevilen ve mahbûb ve muhib olan insanlan dirilmemek üzere öldümekle, ebedî bir muhabbet için yaratılmış iken, ebedî bir adâvetle gücendirmek olamaz ve kàbil değildir. Belki başka bir ebedî âlemde mesûdâne yaşaması hikmetiyle, bu dünyada çalışmak ve onu kazanmak için gönderilmiştir. Ve insana tecellî eden isimlerin bu fânî ve kısa hayattaki cilveleriyle, âlem-i bekàda onların âyinesi olan insanların, ebedî cilvelerine mazhar olacaklanna işaret ederler. Evet, Ebedînin sâdık dostu, ebedî olacak. Ve Bâkînin âyine-i zîşuuru, bâkî olmak lâzım gelir.
Hayvanların ruhları bâkî kalacağını ve hüdhüd-ü Süleymânî (a.s.) ve neml’i, ve nâka-i Sâlih (a.s.) ve kelb-i Ashâb-ı Kehf gibi bâzı efrâd-ı mahsûsa, hem ruhu, hem cesediyle bâkî âleme gideceği ve herbir nev’in, ara sıra istimâl için birtek cesedi bulunacağı, rivâyât-ı sahîhadan anlaşılmakla beraber, hikmet ve hakîkat, hem Rahmet ve Rubûbiyet öyle iktizâ ederler.