Tarihçe-i Hayat Üçüncü Kısım: Eskişehir Hayatı

On Altıncı Mektubun Zeyli

Ehl-i dünya, sebepsiz benim gibi aciz, garip bir adamdan tevehhüm edip binler adam kuvvetinde tahayyül ederek, beni çok kayıtlar altına almışlar. Barla’nın bir mahallesi olan Bedre’de ve Barla’nın bir dağında bir iki gece kalmaklığıma müsaade etmemişler. İşittim ki, diyorlar: "Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz."
Ben de derim ki: Ey bedbaht ehl-i dünya! Bütün kuvvetinizle dünyaya çalıştığınız halde, neden dünyanın işini dahi bilmiyorsunuz, dîvane gibi hükmediyorsunuz? Eğer korkunuz şahsımdan ise, elli bin nefer değil, belki bir nefer elli defa benden ziyade işler görebilir. Yani, odamın kapısında durup, bana "Çıkmayacaksın!" diyebilir.
Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur’ana ait dellallığımdan ve kuvve-i maneviye-i îmaniyeden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek îtibarıyla elli milyon kuvvetindeyim; haberiniz olsun! Çünkü, Kur’an-ı Hakîmin kuvvetiyle, sizin dinsizleriniz dahil olduğu halde, bütün Avrupa’ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envar-ı îmaniye ile, onların fünûn-u müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kal’alarını zîr ü zeber etmişim. Onların en büyük dinsiz feylesoflarını hayvandan aşağı düşürmüşüm. Dinsizleriniz dahi içinde bulunan bütün Avrupa toplansa, Allah’ın tevfìkıyla bsni o mesleğimin bir meselesinden geri çeviremezler, inşaallah mağlûp edemezler. Madem böyledir; ben sizin dünyanıza karışmıyorum, siz de benim ahiretime karışmayınız. Karışsanız da beyhûdedir.
Takdîr-i Huda, kuvve-i bazû ile dönmez,
Bir şem’a ki, Mevla yaka, üflemekle sönmez.
Benim hakkımda, müstesna bir sûrette, ehl-i dünya pek ziyade tevehhüm edip, adeta korkuyorlar. Bende bulunmayan ve bulunsa dahi siyasî bir kusur teşkil etmeyen ve ittihama medar olmayan şeyhlik, büyüklük, hanedan, aşîret sahibi, nüfuzlu, etbaı çok, hemşehrileriyle görüşmek, dünya ahvaliyle alakadar olmak, hatta siyasete girmek, hatta muhalif olmak gibi bende bulunmayan emirleri tahayyül ederek evhama düşmüşler. Hatta hapiste ve hariçteki, yani kendilerince kabil-i af olmayanların

Allah’ın adıyla. · Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin. (İsra Sûresi: 44.)