Azîz, sıddîk kardeşlerim,
İki ehemmiyetli sebep ve bir kuvvetli ihtara binâen, ben, bütün vazife-i müdâfaâtı, buraya gelen ve gelecek Nur erkânlarına bırakmaya kalben mecbur oldum. Husûsan (
,
,
,
)
Birinci Sebep:
Ben, hem sorgu dairesinde, hem çok emârelerden katî bildim ki, bana karşı ellerinden geldiği kadar müşkülât yapmaya ve fikren onlara galebe etmemden kaçmaya çalışıyorlar ve resmen de onlara iş’âr var. Güyâ ben konuşsam, mahkemeleri ilzam edecek derecede ve diplomatları susturacak bir iktidâr-ı ilmî ve siyasî göstereceğim diye, benim konuşmama bahanelerle mânî oluyorlar. Hattâ sorguda bir suâle karşı dedim: "Tahattur edemiyorum." O hâkim, taaccüb ve hayretle dedi: "Senin gibi fevkalâde acîb zekâvet ve ilim sahibi nasıl unutur?" Onlar, Risâle-i Nur’un hârika yüksekliklerini ve ilmî tahkikatını benim fikrimden zannedip dehşet almışlar, beni konuşturmak istemiyorlar.
Hem, güyâ benim ile kim göıüşse, birden Nurun fedâkâr bir talebesi olur. Onun için, beni görüştürmüyorlar. Hattâ Diyânet Reisi dahi demiş: "Kim onun ile görüşse ona kapılır; câzibesi kuvvetlidir." Demek şimdi, işimi de sizlere bırakmaya maslahatımız iktizâ ediyor. Ve yanınızdaki yeni ve eski müdâfaâtlarım, benim bedelime sizin meşveretinize iştirak eder; o kâfidir.
Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Bugün mânevî bir ihtarla, sizin hesâbınıza bir telâş, bir hüzün bana geldi. Çabuk çıkmak isteyen ve derd-i maîşet için endişe eden kardeşlerimizin hakîkaten beni müteellim ve mahzun ettiği aynı dakikada, bir mübârek hâtıra ile bir hakîkat ve bir müjde kalbe geldi ki; beş günden sonra çok mübârek ve çok sevaplı ibâdet ayları olan Şuhûr-u Selâse gelecek. Herbir hasenenin sevâbı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâbân-ı Muazzamda üç yüzden ziyâde ve Ramazan-ı Mübârekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere, Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pekçok uhrevî fâideleri kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakîkat ve ibâdet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i îmâna temin eden Şuhûr-u Selâseyi böyle bire on kâr veren medrese-i Yûsufiyede geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse, ayn-ı rahmettir. Ibâdet cihetinde böyle olduğu gibi, Nur hizmeti dahi, nisbeten kemiyet değilse de keyfiyet