Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı

îtibâriyle bire beştir. Çünkü, bu misâfirhâneye mütemâdiyen giren ve çıkanlar, Nurun derslerinin intişârına bir vâsıtadır. Bâzan bir adamın ihlâsı, yirmi adam kadar fâide verir. Hem, Nurun sırr-ı ihlâsı siyasetkârâne kahramanlık damarını taşıyan Nurun tesellîlerine pekçok muhtaç bulunan mahpus bîçareler için de bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da ehemmiyeti yok. Ve derd-i mâişet ciheti ise, zâten bu üç ay âhiret pazarı olmasından, herbiriniz çok şâkirtlerin bedeline, hattâ bâzınız bin adamın yerinde buraya girdiğinden, elbette sizin hâricî işlerinize yardımları olur diye tamamıyla ferahlandım. Ve bayrama kadar burada bulunmak, büyük bir nîmettir, bildim.
Said Nursî


Bâzı emârelerle bildim ki; gizli düşmanlarımız, Nurların kıymetini düşürmek fikriyle, siyaset mânâsını hatırlatan Mehdîlik dâvâsını tevehhüm ile, güyâ Nurlar buna bir âlettir diye, çok asılsız bahaneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhamlarından ileri geliyor. Ben, o gizli zâlim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere derim: Hâşâ, sümme haşa, hiçbir vakit böyle haddimden tecavüz edip, îman hakîkatlerini şahsiyetime bir makam-ı şân ü şeref kazandırmaya âlet etmediğime bu yetmiş beş, husûsan otuz senelik hayatım ve yüz otuz Nur Risâleleri ve benim ile tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehâdet ederler. Evet, Nur Şâkirtleri biliyorlar ve mahkemelerde hüccetlerini göstermişim ki, şahsıma değil bir makam, şân ü şeref ve şöhret vermek ve uhrevî ve mânevî bir mertebe kazandırmak, belki bütün kanaat ve kuvvetimle ehl-i îmâna bir hizmet-i îmâniye yapmak için, değil yalnız dünya hayatımı ve fânî makamâtını, belki lüzûm olsa âhiret hayatımı ve herkesin aradığı uhrevî, bâkî mertebelerini fedâ etmeyi, hattâ Cehennemden bâzı bîçareleri kurtarmaya vesîle olmak için, lüzûm olsa Cenneti bırakıp Cehenneme girmeyi kabul ettiğimi hakîki kardeşlerim bildiği gibi; mahkemelerde dahi bir cihette ispat ettiğim halde, beni bu ithamla Nur ve îman hizmetime bir ihlâssızlık isnad etmek ve Nurların kıymetini tenzil etmektir. Acaba bu bedbahtlar, dünyayı ebedî ve herkesi kendileri gibi "Dîni ve îmânı dünyaya âlet ediyor" tevehhümüyle, dünyadaki ehl-i dalâlete meydan okuyan ve hizmet-i îmâniye yolunda hem dünyevî, hem lüzûm olsa uhrevî hayatlarını fedâ eden ve mahkemelerde dâvâ ettiği gibi, birtek hakîkat-i îmâniyeyi dünya saltanatı ile değiştirmeyen ve siyasetten ve siyaseti işmâm eden maddî ve mânevî mertebelerden, ihlâs sırrıyla, bütün kuvvetiyle kaçan ve yirmi sene emsâlsiz işkencelere tahammül eden ve siyasete meslek îtibâriyle tenezzül etmeyen ve kendini nefsi îtibâriyle talebelerinden çok aşağı bilen ve onlardan dâimâ himmet ve duâ bekleyen ve kendi nefsini çok