Tarihçe-i Hayat Yedinci Kısım: Afyon Hayatı


Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Ehemmiyetli bir taraftan, ehemmiyetli ve mânidar bir suâl edilmiş. Bana sordular ki: "Siz, cemiyet olmadığınıza üç mahkeme o cihette berâet vermesiyle ve yirmi seneden beri tarassud ve nezâret eden altı vilâyetin o noktadan ilişmemeleriyle tahakkuk ettiği halde; Nurcularda öyle hârika bir alâka var ki, hiçbir cemiyette, hiçbir komitede yoktur. Bu müşkülü halletmenizi isteriz" dediler.
Ben de cevaben dedim ki:
"Evet, Nurcular, cemiyet-memiyet, husûsan siyasî ve dünyevî ve menfì ve şahsî ve cemaatî menfaat için teşekkül eden cemiyet ve komite değiller ve olamazlar. Fakat, bu vatanın eski kahramanları kemâl-i sevinçle şehâdet mertebesini kazanmak için ruhlarını fedâ eden milyonlar Islâm fedâilerinin ahfadları, oğulları ve kızları, o fedâilik damarından irsiyet almışlar ki, bu hârika alâkayı gösterip, Denizli Mahkemesinde bu âciz, bîçare kardeşlerine bu gelen cümleyi onlar hesâbına söylettirdiler: `Milyonlar kahraman başlar fedâ oldukları bir hakîkate başımız dahi fedâ olsun!’ diye, onlar nâmına söylemiş; mahkemeyi hayret ve takdirle susturmuş. Demek Nurcularda hakîki, hâlis, sırf rızâ-i Ilâhî için ve müsbet ve uhrevî fedâiler var ki, mason ve komünist ve ifsad ve zındıka ve ilhad ve taşnak gibi dehşetli komiteler o Nurculara çare bulamayıp, hükûmeti ve adliyeyi aldatarak lâstikli kanunlar ile onları kırmak ve dağıtmak istiyorlar. Inşallah bir halt edemezler. Belki Nurun ve îmânın fedâilerini çoğaltmaya sebebiyet verecekler."
Said Nursî

Azîz, sıddîk kardeşlerim,
Dünkü gün, suâle benzer kırk sene evvel olmuş, bir suâl ve cevabı size hikâye edeceğim. O eski zamanda Eski Said’in talebeleri, Üstadlarıyla şiddet-i alâkaları fedâilik derecesine geldiğinden, Van-Bitlis tarafında Ermeni komitesi, Taşnak fedâileri çok faaliyette bulunmasıyla, Eski Said onlara karşı duruyordu, bir derece susturuyordu. Kendi talebelerine mavzer tüfekleri bulup, medresesi bir vakit asker kışlası gibi, silâhlar, kitaplarla beraber bulunduğu vakit bir asker feriki geldi, gördü. Dedi: "Bu, medrese değil, kışladır." (Bitlis hâdisesi münâsebetiyle evhâma düştü.) Emretti: "Onun silâhlarını alınız!" Bizden, ellerine geçen on beş mavzerimizi aldılar. Bir-iki ay sonra Harb-i Umûmi patladı; ben tüfeklerimi geri aldım. Her ne ise...